sayfa içeriği
  • https://www.facebook.com/MaddiTazminat/
Ana Başlıklar


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret976618
Site Haritası

Çoklu Müteveffa Nedeni ile Destekten Yoksun Kalma Hesaplama Davalarında Tek Dilekçe Usulü

İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU ÇERÇEVESİNDE ÇOKLU MÜTEVEFFA NEDENİYLE DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI DAVALARINDA TEK DİLEKÇE USULÜ: İNCELEME RAPORU

Hazırlayan: Yaşar Başkaya, Ocak 2026

YÖNETİCİ ÖZETİ

İdari yargılama hukuku, kamu gücünün kullanımından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde bireylerin hak arama hürriyeti ile idari istikrar ve usul ekonomisi ilkeleri arasında hassas bir denge kurmayı amaçlar. Bu inceleme raporu, aynı maddi olayda (deprem, sel, trafik kazası ve benzeri) birden fazla yakınını kaybeden bir davacının, bu kayıplardan doğan destekten yoksun kalma tazminatı taleplerini tek bir dava dilekçesi ile ileri sürüp sürmeyeceği sorusunu; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK), Danıştay içtihatları ve doktrinel görüşler çerçevesinde kapsamlı biçimde ele almaktadır.

Raporun temel bulgusu, idari yargıda kural olarak geçerli olan “her işlem veya eylem için ayrı dava” ilkesine rağmen, İYUK’un 5. maddesinde düzenlenen maddi ve hukuki bağlılık istisnasının, tek bir maddi olaydan kaynaklanan çoklu zarar durumlarında tek dilekçe ile dava açılmasını hukuken mümkün kıldığı ve çoğu durumda usul ekonomisi ile yargısal istikrar açısından tercih edilmesi gereken bir yöntem sunduğu yönündedir. Aynı maddi olaydan (örneğin bir binanın yıkılması) kaynaklanan ölümlerde, idarenin sorumluluğunun dayandığı hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk sebebi, illiyet bağı ve uygulanacak hukuki rejim ortak nitelik taşımaktadır. Bu ortaklık, davaların ayrılması yerine birleştirilmesini gerekli kılabilecek niteliktedir. Aksi yönde bir uygulama, aynı olay hakkında farklı mahkemelerce çelişkili kararlar verilmesi, yargılama giderlerinin artması ve yargılamanın gereksiz yere uzaması risklerini beraberinde getirebilecektir.

Bu raporda, söz konusu sonuca ulaşılırken İYUK m. 5’in tarihsel ve teorik altyapısı, maddi ve hukuki bağlılık kavramlarının idari yargıdaki yorumu, destekten yoksun kalma tazminatının hukuki niteliği, bilirkişi incelemelerinin ve ücretlerinin belirlenmesine ilişkin usuller ile Danıştay’ın hizmet kusurunun bölünmezliğine ilişkin yaklaşımı ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

  1. GİRİŞ: İDARİ YARGIDA USULÜN FONKSİYONU VE “TEK İŞLEM – TEK DAVA” PRENSİBİ

İdari yargı düzeni, özel hukuk yargılamasından farklı olarak kamu düzenine ilişkin usul kurallarının hâkim olduğu, re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı ve şekil şartlarının davanın esasına girilmesi bakımından ön inceleme aşamasında değerlendirildiği bir sistemdir. Bu sistemin temel amacı, yargılamanın konusunun açık ve belirli hâle getirilmesi ve idarenin yargısal denetiminin sınırlarının net biçimde çizilmesidir.

1.1. İdari Yargılamanın Amacı ve Usul Kurallarının Katılığı

İdari yargının temel işlevi, idarenin hukuka uygunluğunu denetlemek ve idari işlem ya da eylemler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin zararlarının giderilmesini sağlamaktır. Bu kapsamda açılan tam yargı davaları, bireylerin idare karşısında uğradıkları maddi ve manevi zararların tazminine yöneliktir. Bununla birlikte, idari yargı yerlerinin etkin biçimde çalışabilmesi ve uyuşmazlıkların belirli bir düzen içinde çözümlenebilmesi amacıyla, dava açma süreleri, görev ve yetki kuralları ile dilekçe şartları gibi birçok usul kuralı kamu düzeni niteliğinde düzenlenmiştir.

Bu çerçevede doktrinde “tek işlem – tek dava” ya da “işlem birliği” ilkesi olarak adlandırılan kural uyarınca, kural olarak her idari işlem veya eylem ayrı bir davanın konusunu oluşturur. Örneğin bir kamu görevlisinin disiplin cezasına ve atama işlemine karşı dava açmak istemesi hâlinde, bu işlemler farklı hukuki sebeplere ve maddi vakıalara dayanıyorsa, her biri için ayrı dava açılması gerekecektir. Bu yaklaşım, hâkimin önüne gelen uyuşmazlığı açık biçimde değerlendirebilmesini ve her bir işlemin hukuka uygunluğunu bağımsız olarak denetleyebilmesini amaçlar.

1.2. Usul Ekonomisi ile Hak Arama Hürriyeti Arasındaki Denge

Tek işlem – tek dava kuralının katı biçimde uygulanması, bazı durumlarda hak arama hürriyetini zorlaştırabilmekte ve yargılama giderlerini gereksiz şekilde artırabilmektedir. Özellikle aynı maddi olaydan kaynaklanan çok sayıda zararın söz konusu olduğu durumlarda, bu kuralın esnek yorumlanması zorunlu hâle gelebilir.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ile 141. maddesinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması ilkesi, usul kurallarının yorumunda göz önünde bulundurulması gereken temel anayasal ilkelerdir. Örneğin bir depremde aynı aileden birden fazla kişinin hayatını kaybetmesi hâlinde, geride kalan davacıdan her bir müteveffa için ayrı ayrı dava açmasının, ayrı ayrı harç ve bilirkişi giderlerine katlanmasının beklenmesi, usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu noktada İYUK’un 5. maddesi, genel kurala istisna teşkil eden bir düzenleme olarak önem kazanmaktadır.

  1. İYUK MADDE 5’İN ANALİTİK İNCELEMESİ: AYNI DİLEKÇE İLE DAVA AÇMA

İYUK’un 5. maddesi, idari yargıda birden fazla işlem veya talebin hangi koşullarda tek bir dilekçe ile dava konusu edilebileceğini düzenlemektedir. Bu çalışmanın konusu bakımından maddenin öngördüğü maddi bağlılık ve hukuki bağlılık kriterleri belirleyici niteliktedir.

2.1. Maddi Bağlılık

Maddi bağlılık, dava konusu edilen idari işlem veya eylemlerin aynı somut olaydan kaynaklanmasını, birbiriyle iç içe geçmiş olmasını veya birinin diğerinin zorunlu sonucu niteliğinde bulunmasını ifade eder.

2.1.1. Olayın Tekliği İlkesi

Deprem, sel veya trafik kazası gibi senaryolarda, zarar doğuran olay fiziksel dünyada tek bir maddi vakıa olarak gerçekleşir. Bir binanın deprem sonucu yıkılması, tek bir olaydır; bu olay neticesinde birden fazla kişinin hayatını kaybetmesi ise aynı maddi vakıanın çoklu sonuçlarıdır. Maddi bağlılığın varlığını değerlendirirken şu sorular önem taşır: Zarar doğuran eylem tek midir? Zararlar aynı olay kapsamında mı meydana gelmiştir? Sorumlu idare veya idareler aynı mıdır?

Danıştay’ın yerleşik içtihadında, aynı maddi olaydan kaynaklanan zararların kural olarak ayrılmaz bir bütün oluşturduğu kabul edilmektedir. Binanın yıkılmasına yol açan denetim eksikliği, ruhsatlandırma hatası veya benzeri hizmet kusurları, olay anında binada bulunan kişiler bakımından ortak nitelik taşır. Bu nedenle hizmet kusurunun tespiti çoğu durumda bütüncül bir değerlendirmeyi gerektirir.

2.2. Hukuki Bağlılık

Hukuki bağlılık, uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak hukuk kurallarının, sorumluluk rejiminin ve görevli yargı yerinin ortak olmasını ifade eder. Birden fazla talebin tek dilekçe ile ileri sürülebilmesi için, bu taleplerin hukuki kaderlerinin birbirine bağlı olması gerekir.

2.2.1. Sorumluluk Sebebinin Ortaklığı

Destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinde hukuki sebep çoğunlukla idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğudur. Davacı, aynı olayda hayatını kaybeden birden fazla yakını bakımından idarenin aynı hukuki sorumluluk sebebiyle tazminatla yükümlü olduğunu ileri sürmektedir. Tüm taleplerin Anayasa’nın 125. maddesinde ifadesini bulan “idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı tazmin yükümlülüğü”ne dayanması, hukuki bağlılığın varlığını göstermektedir.

2.2.2. Yargı Yeri ve Görev Birliği

Hukuki bağlılığın bir diğer unsuru, taleplerin tamamının aynı yargı yerinin görev ve yetki alanına girmesidir. Aynı deprem veya kazada meydana gelen ölümler bakımından, tam yargı davası kural olarak olayın meydana geldiği yerdeki idare mahkemesinde açılır. Bu şartın sağlanması hâlinde, taleplerin tek dilekçe altında toplanması bakımından yargı yeri yönünden bir engel bulunmamaktadır.

2.3. Sebep–Sonuç İlişkisi

İYUK m. 5’te öngörülen bağlılık, sebep–sonuç ilişkisiyle de desteklenmektedir. İdarenin denetim eksikliği veya önlem almaması sebep, binanın yıkılması olay, birden fazla kişinin ölümü ve davacının destekten yoksun kalması ise sonuçtur. Sebep ve olayın tekliği, sonuçların da tek bir yargılamada ele alınmasını hukuken anlamlı kılmaktadır.

  1. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE ÇOKLU ÖLÜM DURUMU

Destekten yoksun kalma tazminatı, Türk hukukunda kendine özgü nitelik taşıyan ve miras hukukundan bağımsız bir tazminat türüdür. Bu tazminat, ölenin değil, geride kalan ve onun desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradığı zararın giderilmesini amaçlar.

3.1. Tazminatın Şahsiliği ve Zararın Kaynağı

Destekten yoksun kalma tazminatı talebi, davacının mirasçı sıfatından değil, desteğini kaybeden kişi sıfatından kaynaklanır. Bununla birlikte, bu hakkın şahsi olması, hakkı doğuran olayın ve sorumluluğun ortak olduğu durumlarda taleplerin tek bir dava altında ileri sürülmesine engel teşkil etmez. Aynı maddi olayda eşini ve çocuğunu kaybeden bir kişinin uğradığı zararlar, farklı zarar kalemleri olmakla birlikte aynı zarar verici fiilden doğmaktadır.

3.2. Zarar Kalemlerinin Kümülatif Niteliği

Aynı olayda birden fazla yakının kaybedilmesi, davacı bakımından birden fazla zarar kalemi doğurur; ancak bu durum, her bir zarar için ayrı dava açılmasını zorunlu kılan ayrı dava sebeplerinin varlığı anlamına gelmez. Dava sebebi, idarenin hukuka aykırı eylemi veya işlemi olup tektir. Bu yönüyle idari yargıdaki uygulama, medeni usul hukukundaki objektif dava birleşmesine benzer bir görünüm arz etmektedir.

3.3. Bilirkişi İncelemesinde Bütüncül Yaklaşım

Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamalarında bilirkişi, her bir müteveffanın davacıya sağladığı desteği ayrı ayrı değerlendirir. Bununla birlikte, bu hesaplamaların tek bir dosya kapsamında ve tek bir bilirkişi raporunda yapılması, davacının toplam zararının bütüncül biçimde ortaya konulmasını sağlar ve farklı dosyalarda ortaya çıkabilecek yöntem farklılıklarının önüne geçer.

  1. DANIŞTAY UYGULAMASI VE DİLEKÇE RET RİSKİ

Danıştay kararlarında usul kurallarının amacının yargılamayı engellemek değil, düzenlemek olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle bağlantılı taleplerin bulunduğu hâllerde, dilekçe ret kararlarının hak arama hürriyetini ölçüsüz biçimde sınırlamaması gerektiği kabul edilmektedir.

İYUK m. 15/1-d uyarınca verilen dilekçe ret kararları, davacının talebinin esasına ilişkin olmayıp, eksikliğin giderilmesi amacıyla verilen usul kararlarıdır. Bu nedenle, mahkemenin tek dilekçeyi uygun bulmaması hâlinde dahi, davacıya dilekçesini ayırarak yeniden dava açma imkânı tanınmakta ve hak kaybı doğmamaktadır.

Uygulamada, özellikle büyük çaplı afetler sonrasında açılan davalarda, aynı haneden geride kalan kişiler tarafından tek dilekçe ile açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarının idare mahkemelerince kabul edildiği ve esasa girildiği gözlemlenmektedir.

  1. USUL EKONOMİSİ VE YARGISAL İSTİKRAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

Tek dilekçe ile dava açılmasının en önemli avantajlarından biri, kusur oranlarının tespiti ve yargılama giderleri bakımından ortaya çıkmaktadır. Aynı maddi olay için açılan ayrı davalarda farklı bilirkişi raporlarına dayanılması, çelişkili kusur oranlarının belirlenmesine yol açabilir. Tek dosya üzerinden yürütülen yargılamada ise bu risk önemli ölçüde azalır.

Ayrıca tek dava açılması, harçlar, keşif giderleri ve bilirkişi ücretleri bakımından da davacı lehine önemli bir maliyet avantajı sağlar.

  1. UYGULAMA REHBERİ

6.1. Dava Dilekçesinin Düzenlenmesi

Dava dilekçesi, İYUK m. 3’te öngörülen şekil şartlarına uygun olarak hazırlanmalı; her bir müteveffa bakımından talep edilen tazminat miktarları sonuç kısmında ayrı ayrı gösterilmelidir. Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, uygulamada tercih edilen bir yöntemdir.

6.2. Dava Açma Yöntemlerinin Karşılaştırılması

Tek dilekçe ile açılan davalarda hukuki riskin düşük, maliyetin ise belirgin biçimde daha az olduğu; buna karşılık ayrı davalar açılmasının hem maliyet hem de çelişkili karar riski bakımından dezavantajlı olduğu görülmektedir.

  1. BİLİRKİŞİ ÜCRETİ VE YARGILAMA GİDERLERİ

Tek dosya üzerinden yürütülen davalarda kural olarak tek bilirkişi ücreti takdir edilir. Bununla birlikte, birden fazla müteveffa için ayrı ayrı aktüeryal hesaplama yapılması gerektiğinden, mahkeme bilirkişinin sarf edeceği emek ve zamanı dikkate alarak ücrette artırım yapabilir. Bu artırım, genellikle ayrı davalarda ödenecek toplam bilirkişi ücretinden daha düşük seviyede kalmaktadır.

  1. AYNI OLAY KAVRAMININ SINIRLARI

Tek dilekçe ile dava açılabilmesi, maddi olayın ve sorumluluğun birlik göstermesine bağlıdır. Zaman, mekân veya sorumlu idarenin farklılaşması hâlinde bu birlik bozulabilir. Örneğin, bir ölümün deprem nedeniyle, diğerinin ise deprem sonrası meydana gelen bağımsız bir trafik kazası sonucu gerçekleşmesi durumunda, maddi olay birliği ortadan kalkacağından taleplerin ayrılması gerekebilir.

  1. SONUÇ

Yapılan inceleme sonucunda, aynı maddi olayda birden fazla yakınını kaybeden bir davacının destekten yoksun kalma tazminatı taleplerini tek bir dava dilekçesi ile ileri sürmesinin, İYUK m. 5 çerçevesinde hukuken mümkün olduğu ve çoğu durumda usul ekonomisi ile yargısal istikrar açısından tercih edilmesi gereken bir yöntem olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, her somut olayın özellikleri dikkate alınmalı; maddi ve hukuki bağlılığın bulunmadığı hâllerde taleplerin ayrılması yoluna gidilmelidir.