sayfa içeriği
  • https://www.facebook.com/MaddiTazminat/
Ana Başlıklar


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam209
Toplam Ziyaret410745
Site Haritası

Destek Sürelerinin Belirlenmesi

Gerek Beden Bütünlüğünün İhlali Sonucu meydana gelen zararın hesabında ve gerekse destekten yoksun kalma sürelerinin hesabında zarar görenin ya da müteveffanın veya desteklerin muhtemel (bakiye) ömür sürelerinin hesabına ihtiyaç olmaktadır. Bu süre varsayımsal bir süredir. Bunun için uzun süreden beri muhtemel yaşam tabloları adı verilen tablolardan elde edilen değerler esas alınmaktadır.

Yargıtay çoğunlukla PMF-1931 (Population Masculine et Feminine) yaşam tablosunu kullanmaktadır. 2014’den itibaren Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu”nu kullanılmasını içtihat etmektedir.

Diğer daireler ise PMF-1931 Yaşam Tablosunu kullanmaya devam etmekte ve TRH-2010 Yaşam Tablosu kullanılarak yapılan hesaplamaları bozma nedeni saymaktadır. Yani günümüzde bu konuda Yargıtay'da daireler arasında birlik bozulmuştur. 

PMF-1931 Yaşam Tablosu ve TRH-2010 Yaşam Tablosu (ilgili bölümü) aşağıda sunulmuştur:

P.M.F. YAŞAMA TABLOSUNA GÖRE MUHTELİF YAŞLARDA ORTALAMA ÖMÜR

(Population Masculine et Féminine)

YAŞ

Bakiye Ortalama Ömür

YAŞ

Bakiye Ortalama Ömür

YAŞ

Bakiye Ortalama Ömür

Yıl

Ay

Gün

Yıl

Ay

Gün

Yıl

Ay

Gün

0

56

7

24

35

33

5

29

70

8

11

28

1

60

7

9

36

32

8

12

71

8

5

22

2

60

7

2

37

31

10

29

72

7

11

28

3

59

11

24

38

31

1

7

73

7

6

17

4

59

2

20

39

30

3

23

74

7

0

29

5

58

5

0

40

29

8

26

75

6

10

21

6

57

6

28

41

28

8

26

76

6

3

1

7

56

8

19

42

27

11

17

77

5

10

14

8

55

10

3

43

27

2

6

78

5

6

3

9

54

11

9

44

26

4

26

79

5

1

29

10

54

0

11

45

25

7

24

80

4

10

10

11

53

1

10

46

24

10

18

81

4

6

10

12

52

2

9

47

24

1

14

82

4

2

20

13

51

3

12

48

23

4

11

83

3

11

17

14

50

4

15

49

22

7

16

84

3

8

19

15

49

5

29

50

21

10

21

85

3

5

29

16

48

7

16

51

21

1

25

86

3

3

20

17

47

9

15

52

20

5

3

87

3

1

14

18

46

11

20

53

19

8

16

88

2

11

24

19

46

1

25

54

18

11

28

89

2

10

3

20

45

10

29

55

18

3

12

90

2

8

19

21

44

7

5

56

17

9

29

91

2

7

16

22

43

10

3

57

16

10

29

92

2

6

21

23

43

0

18

58

16

1

7

93

2

5

25

24

42

3

9

59

15

6

21

94

2

5

14

25

41

5

29

60

14

10

25

95

2

4

26

26

40

8

16

61

14

2

24

96

2

4

8

27

39

10

29

62

13

7

5

97

2

3

23

28

39

1

7

63

12

11

24

98

2

2

28

29

38

3

27

64

12

4

8

99

2

1

17

30

37

6

3

65

11

9

4

100

2

0

0

31

36

8

16

66

11

2

2

101

1

9

18

32

35

10

29

67

10

6

6

102

1

7

2

33

35

1

7

68

10

0

18

103

1

6

3

34

34

3

16

69

9

6

3

104

1

3

1

 




















































































Bu tablo devlet İstatistik Enstitüsünden Alınmıştır.

 

TRH-2010 Mortalite Tablosu (Gün-Ay-Yıl olarak düzenlenmiş şekli ile)

 


YARGITAY İÇTİHATLARI

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

E. 2014/16742

K. 2014/9096

T. 28.4.2014

• GÖREV TANIMININ ORTAYA KONMASI ( İş Kazasından Kaynaklı Rücuen Tazminat - Davalının Danışmanlık Hizmeti Veren Şirkette İş Güvenliği Mühendisi Olarak Çalıştığı ve Görevinin Eksiklikleri Bildirmek Olduğu/Mahkemece Davalının İş Güvenliği Önlemlerini İcraen Alma Görevi Bulunup Bulunmadığı Belirlenmek Suretiyle Sorumluluğu Değerlendirileceği )

• BAKİYE ÖMRÜN TESPİTİ ( Ülkemize Özgü ve Güncel Verileri İçeren TRH2010 Tablosunun Esas Alınacağı - İş Kazasından Kaynaklı Rücuen Tazminat )

• GERÇEK ZARAR ( İş Kazasından Kaynaklı Rücuen Tazminat - İşçinin Net Geliri Bakiye Ömrü Destek Görenlerin Gelirden Alacakları Pay Oranları Eşin Evlenme Olasılığı Gibi Tüm Verilerin Hiçbir Kuşku ve Duraksamaya Yer Vermeyecek Şekilde Öncelikle Belirleneceği )

• DESTEK SÜRESİ ( İş Kazasından Kaynaklı Rücuen Tazminat - Hak Sahibi Eşin Bakiye Ömür Süresi Daha Uzun Olsa Bile Destek Süresinin İşçinin Bakiye Ömrü İle Sınırlı Olduğu )

• KIZ ÇOCUKLARININ EVLENME YAŞI ( İş Kazasından Kaynaklı Rücuen Tazminat - Türkiye İstatistik Kurumunca Bölgelere Göre Düzenlenen Evlenme Yaşı İstatistiklerinden Yararlanılarak Belirlenmesinin Tazminat Hesap İlkelerine Uygun Olacağı )

5510/m.21

ÖZET : Dava, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ve yapılan diğer ödemelerin rucüan tazminat istemine ilişkindir. Davalının danışmanlık hizmeti veren şirkette iş güvenliği mühendisi olarak çalıştığı ve görevinin salt eksiklikleri gerekli yerlere bildirmek olduğunun ileri sürülmesi karşısında; adı geçen davalının görev tanımı ortaya konulmak ve bu kapsamda iş güvenliği önlemlerini icraen alma görevi bulunup bulunmadığı belirlenmek suretiyle sorumluluğu değerlendirilmelidir. Gerçek zarar hesaplanması yönteminde, hak sahibi eşin bakiye ömür süresi daha uzun olsa bile, destek süresi, işçinin bakiye ömrü ile sınırlıdır. Önceki hesap yöntemlerinde, kız çocuklarının bakım ihtiyaçları, evlenme çağlarının kural olarak kentlerde geldiği kabul olunan 22 yaşla, köylerde ise 18 yaşla sınırlı tutulması gereği varsayımsal olarak kabul olunmakta idi. Kız çocuklarının evlenme yaşlarının, aile bağlarına, sosyal ve ekonomik durumuna, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına göre değişiklik arzettiği gözetildiğinde, Türkiye İstatistik Kurumunca bölgelere göre düzenlenen evlenme yaşı istatistiklerinden yararlanılarak belirlenmesi, tazminat hesap ilkelerine daha uygun olacaktır. Erkek çocuklar için 18 yaşla, ortaöğretim halinde 20 yaşla, yüksek öğretim halinde 25 yaşla sınırlı tutulması gerekir. Ancak çocukların içinde bulundukları koşullara göre, yükseköğrenim görebileceklerinin kabulünün gerektiği hallerde 25 yaşına kadar destekten yararlandırılmalarının gerekeceği kabul olunmalıdır.

DAVA : Dava, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ve yapılan diğer ödemelerin rucüan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalılar A... İnş. Oto. Bas. Yay. Kırt. San. Tic. Ltd.Şti, Ö... İnş. Malz. Tic. A.Ş., T. A., H. Y. ve S. E. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Kanunun, yürürlüğü sonrasında gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanması gerektiği, davaya konu iş kazasının ise 16.7.2010 tarihinde meydana gelmiş olması karşısında, davanın yasal dayanağı 5510 Sayılı Kanunun 21.maddesidir.

1- )5510 Sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca açılan davalar kusur sorumluluğu esasına dayanmakta olup,iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile, işçi sağlığı ve işgüvenliği alanında uzman bilirkişiden, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını ve dayanağı mevzuat hükümlerini ayrıntılarıyla gösteren, maddi olaya uygun, yargısal denetime elverir biçimde rapor alınması gereklidir.

Anılan Kanunun 21. maddesinin 4. fıkrası, üçüncü kişinin sorumluluğunu düzenlemekte olup; buna göre,iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, 3. bir kişinin kusuru sebebiyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilebilecektir.

Üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu kusur sorumluluğu esasına dayanır. Bir başka ifadeyle; üçüncü kişi, ancak kusurlu bir hareketinin varlığı halinde rücu alacağından sorumludur.

İş kazası, meslek hastalığı ve hastalığın üçüncü kişinin kusuru sonucunda meydana gelmesi halinde rücu edilecek miktar ise; sigortalı ya da hak sahiplerine yapılan ödemelerin tümünün, bağlanacak gelirlerin ise başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, kusur karşılığından oluşmaktadır.

Somut olayda, davalılardan H. Y.'ın, davalılardan Ö... İnş. Malz. Tic. A.Ş'ye danışmanlık hizmeti verdiği belirtilen H... Müh. Dan. Eğ. Ltd. Şti. nezdinde iş güvenliği mühendisi olarak çalıştığı ve görevinin salt eksiklikleri gerekli yerlere bildirmek olduğunun ileri sürülmesi karşısında; adı geçen davalının görev tanımı ortaya konulmak ve bu kapsamda iş güvenliği önlemlerini icraen alma görevi bulunup bulunmadığı belirlenmek suretiyle sorumluluğu değerlendirilmelidir. Yapılacak değerlendirmede, Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi hükmüne göre; hukuk hakiminin kusur olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi kusurun takdiri ve zararının miktarını tayin hususunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmadığı, ancak, kesinleşen ceza mahkemesi ilamında saptanmış olan maddi olguların hukuk hakimini de bağlayacağı gözetilmelidir.

3- )5510 Sayılı Kanunun "İş Kazası Ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin Ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu" başlıklı 21. Maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde iletazmin sorumlularının Kurum karşısındaki sorumluluğu bir tavanla sınırlandırılmış olup, bu sorumluluk "...sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı'' bulunmaktadır. Maddenin açık hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Gerçek zarar hesabı tazminat hukukuna dair genel ilkeler doğrultusunda yapılmalıdır. Sigortalı sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zarar hesabı, ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatı ( Borçlar Kanununun 45-46, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 54-55. maddeleri ) hesabı dikkate alınmalıdır.

Gerçek zarar hesaplanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı, gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerekir.

Gerçek zarar miktarı; işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. Sigortalı veya hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda Fransa'dan alınan 1931 tarihli PMF cetvelleri ile saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi'nin çalışmalarıyla TRH2010 adı verilen Ulusal Mortalite Tablosu hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumunun 2012/32 Sayılı Genelgesiyle de ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında anılan tablolarının uygulanmasına geçilmiştir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH2010 tablosunun bakiye ömrün belirlenmesinde esas alınması gerekecektir.

İşçinin 60 yaşına kadar aktif dönemde günlük net geliri üzerinden, 60 yaşından sonra bakiye ömrü kadar pasif dönemde asgari ücret üzerinden, her yıl için ayrı ayrı hesaplama yapılacağı Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. İşçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanmakta, bilinmeyen dönemdeki kazancı ise; önceki uygulamalarda yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulmakta idi. Tazminatların peşin olarak hesaplanması, buna karşılık gelirin taksit taksit elde edilmesi, bu sebeple peşin belirlenen tazminatın her taksitte ödenen kısmın bakiyesinden faiz geliri elde edileceğinden sermayeye ekleneceği nazara alınarak, tazminata esas gelire artırım ve iskonto uygulanmaktadır. Peşin sermayeden elde edilecek yarar reel faiz kadardır. Buna göre önceki uygulamalardaki gibi %10 artırım ve iskonto oranı yerine, enflasyon dışlanarak, değişen ekonomik koşullar ve reel faiz oranları nazara alınıp, Sosyal Güvenlik Kurumu ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak %5 oranının uygulanması hakkaniyete uygun olacaktır.

Gerçek zarar hesaplanması yönteminde, hak sahibi eşin bakiye ömür süresi daha uzun olsa bile, destek süresi, işçinin bakiye ömrü ile sınırlıdır. Önceki hesap yöntemlerinde, kız çocuklarının bakım ihtiyaçları, evlenme çağlarının kural olarak kentlerde geldiği kabul olunan 22 yaşla, köylerde ise 18 yaşla sınırlı tutulması gereği varsayımsal olarak kabul olunmakta idi. Kız çocuklarının evlenme yaşlarının, aile bağlarına, sosyal ve ekonomik durumuna, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına göre değişiklik arzettiği gözetildiğinde, Türkiye İstatistik Kurumunca bölgelere göre düzenlenen evlenme yaşı istatistiklerinden yararlanılarak belirlenmesi, tazminat hesap ilkelerine daha uygun olacaktır. Erkek çocuklar için 18 yaşla, ortaöğretim halinde 20 yaşla, yüksek öğretim halinde 25 yaşla sınırlı tutulması gerekir. Ancak çocukların içinde bulundukları koşullara göre, yükseköğrenim görebileceklerinin kabulünün gerektiği hallerde 25 yaşına kadar destekten yararlandırılmalarının gerekeceğikabul olunmalıdır.

Mahkemenin, yukarda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalılar A... İnş. Oto. Bas. Yay. Kırt. San. Tic. Ltd.Şti., Ö... İnş. Malz. Tic. A.Ş., T. A., H. Y. ve S. E. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalılar A... İnş. Oto. Bas. Yay. Kırt. San. Tic. Ltd.Şti., Ö... İnş. Malz. Tic. A.Ş., T. A., H. Y. ve S. E.'e iadesine, 28.04.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

E. 1991/4312

K. 1992/9305

T. 13.10.1992

• İŞVERENİN KURUMA YAPTIĞI FAZLA ÖDEME ( Kusur Oranına Göre )

• MÜTESELSİL SORUMLULUĞA DAYANILMAMASI ( Rücu Davasında Teknik Eleman Yönünden )

• TEKNİK ELEMANIN KUSURU ( Rücu Davasında Müteselsil Sorumluluğuna Dayanılmaması Halinde İşverence Yapılan Fazla Ödemelerin Durumu )

• DESTEK SÜRESİ ( Köyde Yaşayan Hak Sahibi Kız Çocuklar Yönünüden )

818/m.50

506/m.26/1

ÖZET : Davada, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan tazmini istenilmesine ve BK.nun 50. maddesinde öngörülen teknik eleman yönünden müteselsil sorumluluğa dayanılmaması halinde, davalıların kusur oranına nazaran davalılarca Kurum'a fazla ödeme yapıldığına göre, davaya konu 66 katsayıya dayalı gelir artışına ait istemde fazla ödenen miktar üzerinden yürütülmesi gerekir.

DAVA : Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin haksahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hükmün, taraflar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1 ) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2 ) Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26/1. maddesidir. Hükme esas kılınan 11.9.1989 tarihli kusur raporunda, sigorta olayının vukuunda iş verenlere % 60, sigortalıya % 25, davada taraf olmayan teknik sorumluya ise % 15 oranında kusur verilmiştir. Dava, teknik elemanın yönünden Borçlar Kanunu madde 50 de öngörülen müteselsil sorumluluğa dayandırılmamıştır. 62 sayılı katsayı dahil bağlanan gelir ve sosyal yardım zamları değerinin % 80'ni davadan önce 19.12.1986 tarihinde davalılar tarafından ödenmiştir. Davalıların kusur oranının % 60 olması karşısında, davalılarca Kurum'a fazla ödeme yapılmıştır. Bu durumda davaya konu 66 katsayıya dayalı gelir artışına ait istemde fazla ödenen miktarın indirilmesi giderek artış yönünden faizin belirlenmesinde indirime göre saptanacak miktar esas alınmalıdır. Ayrıca, dava konusu gelir artışına ait fark peşin değer yönünden teknik elemanın davada taraf olmaması ve davanın işverenlerin kusuruna dayalı olup Borçlar Kanunu madde 50'de öngörülen müşterek ve müteselsil sorumluluğa göre açılmaması karşısında, işverenlerin % 60 kusur oranına tekabül eden miktara yukarıda öngörülen indirim de yapılmak suretiyle hükmedilmesi gerekirken fazla rücu alacağı ile faize hükmedilmesi isabetsizdir.

3 ) 13.513.104.59 TL. tutarındaki gelirin peşin değerinin ödeme tarihi 19.12.1986 tarihine kadarki faizinin hesaplanmasında onay tarihinin 17.2.1986 yerine 12.3.1986 olarak alınması, keza 1.942.504.80 TL. tutarındaki gelirlerin faizinin hesaplanmasında onay tarihi 27.8.1986 ile ödeme tarihi 19.12.1986 arasındaki sürenin fazla hesaplanması yerinde değildir.

4 ) Rücu alacağının tavanını teşkil eden miktarın belirlenmesinde; haksahibi kız çocuklar yönünden destek süresinin köyde yaşamaları karşısında evlenmelerinin baskın olasılık içerisinde bulunduğu yaş olan 18 yaş yerine delilleri gösterilmeden 22 yaşa göre saptanması giderek davanın teknik sorumlu yönünden müteselsil sorumluluğa dayalı olarak açılmaması nedeniyle tavanın davalı işverenlerin % 60 kusur oranına göre belirlenmesi gerekirken buna teknik eleman kusurunun da dahil edilerek tavanın fazla tesbiti yerinde değildir.

5 ) Kabule göre de, hüküm fıkrasında; dava konusu gelirlerdeki artışın dava tarihine kadarki işlemiş faizinin müddeabihe dahil bulunması karşısında asıl alacağa dava tarihi 26.8.1987 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken bu tarih yerine davalıların önceki gelirlerin peşin değerini teşkil eden miktarı ödeme tarihi olan 19.12.1986'nın alınması giderek 2.974.647.75 TL.nin sadece gelirlerdeki artışın işlemiş faizi olarak öngörülmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.10.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

T.C.

YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/6377

K. 2003/11862

T. 16.10.2003

• TAZMİNAT DAVASI ( Hastalığının Düzeyine Göre Desteğin Yaşayabileceği Süre İle Çalışabileceği Süre Araştırılarak Destek Süresinin Belirlenmesine Göre Tazminatın Hesaplanması )

• DESTEKTEN YOKSUN KALMA ( Hastalığının Düzeyine Göre Desteğin Yaşayabileceği Süre İle Çalışabileceği Süre Araştırılarak Destek Süresinin Belirlenmesi )

• DESTEK SÜRESİNİ BELİRLEME ( Hastalığının Düzeyine Göre Desteğin Yaşayabileceği Süre İle Çalışabileceği Süre Araştırılarak Destek Süresinin Belirlenmesi )

818/m.45

ÖZET: Hodkin Lenfoma tanısıyla radyoterapi gördüğü anlaşılan desteğin, savunma doğrultusunda, hastalığının düzeyine göre azami ne kadar yaşabileceği, bu sürenin bilinebilmesi halinde ne kadar süre çalışabileceği hususları uzman doktorlardan oluşacak bilirkişi heyetinden veya adli tıp kurumundan sorularak araştırılmalı, alınacak rapora göre destek süresi belirlenmelidir.

DAVA : Davacı Fatma ve Nureda vekili tarafından, davalı Ali aleyhine 24.10.2001 ve 8.10.2002 gününde verilen dilekçeler ile trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.10.2002 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazına gelince;

Dava, trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyada mevcut hastane raporlarından, davacıların desteği Yücel'in "Hodkin Lenfoma" tanısı konularak radyoterapi gördüğü anlaşılmaktadır. Davalı tarafça adı geçen hastalık nedeniyle destek sağ olsaydı uzun süre yaşayamayacağı ve dolayısıyla destek süresinin daha kısa alınması gerektiği savunulduğu halde P.M.F. Yaşam tablosuna göre desteğin altmış yedi yaşına kadar yaşayacağı varsayılarak destekten yoksun kalma zararı hesaplanmıştır. Dosyadaki kanıtlar itibariyle desteğin tedavi belgeleri getirtilerek hastalığının düzeyine göre azami ne kadar yaşayabileceğinin bilinip bilinmeyeceğinin araştırılarak, bu sürenin bilinebilmesi durumunda ne kadar süre yaşayabileceğinin bu konuda uzman doktorlardan oluşacak bilirkişi heyetinden veya Adli Tıp Kurumun'dan sorularak alınacak rapora göre destek süresi belirlenmek gerekirken, bu hususun gözardı edilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda ( 2 ) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/2136

K. 2004/11466

T. 25.11.2004

• DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI ( Davacılar Murisinin Tren Altında Kalarak Ölmesi Nedeniyle )

• DESTEK SÜRESİNİN BELİRLENMESİ ( Hakimin Her Somut Olayda Destek Ölmeseydi Daha Ne Süre ile Destek Olacak idiyse Bu Süreyi Destek Süresi Olarak Kabul Etmesi )

• TİCARİ FAİZ ( Ticari İşlerde Kısa Vadeli Avanslara Uygulanan Avans Oranının İstenmesi )

• TRENİN ANİ HAREKET ETMESİ SONUCU YOLCUNUN ÖLÜMÜ ( Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Hesaplanmasında Ana-Babaya Yardımda Bunların Yaşama Sürelerinin Çocuklara Yardımda ise Çocukların Çalışmaya Başlama Süresinin Esas Alınmasının Gerekmesi )

• TAZMİNATIN HESAPLANMASI ( Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Hesaplanmasında Ana-Babaya Yardımda Bunların Yaşama Sürelerinin Çocuklara Yardımda ise Çocukların Çalışmaya Başlama Süresinin Esas Alınmasının Gerekmesi )

3095/m.2

6762/m.12,806

818/m.45

ÖZET : Hakim her somut olayda, destek ölmeseydi, daha ne süre ile destek olacak idiyse bu süreyi destek süresi olarak kabul eder. Ana-babaya yardımda, bunların yaşama süreleri, çocuklara yardımda ise, çocukların çalışmaya başlama süresi esas alınır. Çocuklarda, kız veya erkek olmalarına, yüksek öğrenim yapıp yapmamalarına göre, farklı süreler kabul edilmektedir, bunun dışında, esasen çalışmaya başlama yaşı olarak rüşt yaşı "1"olan 18 yaş esas alınmaktadır.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 9.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 13.11.2003 tarih ve 2002/211-2003/673 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı ve karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacılar ve karşı davalılar vekili, asıl davada müvekkillerinin murisi Salih Ö'in davalının işlettiği trene binerken trenin aniden hareket etmesi sonucunda Batman İstasyonunda trenle peron rıhtımı arasına düşerek yaşamını yitirdiğini ileri sürerek, şimdilik ölenin eşi Bedriye için 200.000.000-lira, kızı Büşra için 100.000.000-lira, oğlu Özcan için 101.000.000-lira, birleştirilen davada ise, ölenin eşi için 8.482.345354-lira, kızı Büşra için 1.533.124.999-lira, oğlu Özcan için 2.000.499.999-lira maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek reeskont oranında faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı ve karşı davacı vekili, ölenin hareket halindeki trene kapalı kapıdan binmeye çalışması sırasında kazanın meydana geldiğini, kusurun tamamının ölende olduğunu, kaza tarihinden itibaren faiz talep edilemeyeceğini savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini istemiş, karşı davada ise, kaza nedeniyle oluşan 639.611.280-lira tehir ücretinin kaza tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davacılar ve karşı davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davacılar ve karşı davalılar vekili, karşı davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davacıların murisi Salih Ö'in olayda %85, davalının işletmenin %15 oranında kusurlu oldukları, ölenin vasıflı işçi olduğu, bu nedenle davalı vekilinin tazminat hesabında asgari ücretin esas alınarak tazminatın belirlenmesi gerektiği yönündeki itirazın yerinde görülmediği, olayın haksız eylemden kaynaklandığı, karşı davada ticari faiz işletilmesinin istendiği, bu istemin yasal faiz olarak değerlendirildiği gerekçeleriyle, asıl ve birleşen davanın tamamen, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve 4489 sayılı Yasa ile değişik 3095 Sayılı Kanuni Faiz Ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca kanuni faiz oranının Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı alınarak belirlendiği, ticari işlerde ise kısa vadeli avanslara uygulanan avans oranının istenebileceğinin düzenlenmiş olması nedeniyle, istemin avans faizi yada en yüksek ticari faiz olarak yapılmasının gerektiği, değişiklikten önce de ticari faiz isteminin yasal faizi ifade edip, reeskont faizinin ticari faiz olarak uygulandığı göz önünde tutulduğunda davalı-karşı davacı tarafça talep edilen "ticari faiz" isteminin yasal faizi ifade ettiğinin kabulü gerekmesine göre, mümeyyiz vekilinin yerinde görülmeyen aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık, destek süresinin ne olması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Mahkemece, davacılardan murisin oğlu Özcan için destek süresini rüşt yaşı + askerlik çağı sonu ( 20 yaş ) olarak belirleyen ve hesaplamayı anılan yaşa göre yapan bilirkişi raporu hükme dayanak yapılmıştır.

Oysa, Hakim, her somut olayda, destek ölmeseydi, daha ne süre ile destek olacak idiyse bu süreyi destek süresi olarak kabul eder. Ana-babaya yardımda, bunların yaşama süreleri, çocuklara yardımda ise, çocukların çalışmaya başlama süresi esas alınır. Çocuklarda, kız veya erkek olmalarına, yüksek öğrenim yapıp yapmamalarına göre, farklı süreler kabul edilmektedir, bunun dışında, esasen çalışmaya başlama yaşı olarak rüşt yaşı olan 18 yaş esas alınmaktadır

Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davacılardan Özcan için destek süresine ilişkin olarak, davacılar-karşı davalılar vekilince de, aksi iddia ve ispat edilmediğine göre, bu davacı için rüşt yaşı olan 18 yaş esas alınması ve buna bağlı olarak tazminat hesabı yaptırılmasına ilişkin, davalı-karşı davacı vekilinin hesap bilirkişisi raporuna itirazı ve yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak, ek rapor alınmak ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı-karşı davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazının kabulü ile hüküm davalı -karşı davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.11.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/3503

K. 2003/5150

T. 23.6.2003

• TAZMİNAT DAVASI ( İş Kazasında Ölen İşçinin Hak Sahiplerine Yapılan Ödemeler Nedeni ile Uğranılan Kurum Zararının Rücuan Tazmini Talebi )

• RÜCUAN TAZMİNAT ( İş Kazasında Ölen İşçinin Hak Sahiplerine Yapılan Ödemeler Nedeni ile Uğranılan Kurum Zararının Rücuan Tazmini Talebi )

• HUSUMET ( Davlının Memur Statüsünde Çalıştığının Saptanması Durumunda Husumet Yokluğu Nedeni ile Davanın Reddine Karar Verilmesinin Gerekmesi )

• DESTEKTEN YARARLANMA SÜRESİ ( İş Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalan Küçükler için Destekten Yararlanma Süresi Yüksek Öğretime Devam Etmesinin de Dikkate Alınmasının Gerekmesi )

2709/m.129

657/m.13

506/m.10,26

ÖZET : Anayasanın 129/5 maddesinde "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve Kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir." hükmünün öngörülmüş olmasına, keza 657 Sayılı Kanununun 13.maddesi de bu hususu amir olduğundan yetkilerini kullanırken deyiminin; uygulamada görevlerini yaparken biçiminde yorumlanmasına, normlar hiyerarşisine göre önce Anayasa ve sonra sırasıyla, Kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin uygulanması prensibinin hukukun evrensel kurallarından bulunmasına göre eylem veya işlemin görev kusuru olarak nitelendirilebildiği hallerde, kişisel kusura dayanılarak memur hakkında Adli Yargıda doğrudan doğruya dava açılmayacağı açıktır.

DAVA : Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hükmün, davacı Avukatı ve davalılardan Cemal S. tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Suna Memlük tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum ile davalı Cemal'in sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davalılardan işveren Uğur ve Hasan yönünden davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Yasanın 10 ve 26.maddeleridir. Öte yandan yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre, anılan Yasa maddelerine dayanılarak açılan bu tür rücu davalarında 10. maddenin uygulama önceliğinin bulunduğu açıktır.

Somut olayda ise, 10.maddenin öngördüğü yasal koşulların yeterince araştırılmadığı ortadadır. Bu yönde; sigortalının dava konusu işyerinde 15.05.1998 tarihinde işe başlamasından itibaren yasada öngörülen 1 aylık sürenin geçmesinden sonra 18.09.1998 tarihinde iş kazası meydana gelmişse de; işe giriş bildirgesinin, sigorta olayının meydana gelmesinden önce 07.07.1998 günü Kuruma verildiğinin saptanması durumunda; anılan madde hükmündeki koşulların oluştuğundan söz edilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca da, işe giriş bildirgesinin Kuruma verilip tarihi hiçbir tereddüte yer bırakılmayacak şekilde belirlenerek sonucuna göre 10.maddede öngörülen koşulların oluşup oluşmadığı irdelenmelidir.

3-Davada husumet; işverenler yanında iş kazasının vukuunda kusuru bulunduğundan bahisle Nevşehir Belediyesinde görevli inşaat teknisyeni Cemal'e de yöneltilmiştir.

Öte yandan; Anayasanın 129/5 maddesinde "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve Kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir." hükmünün öngörülmüş olmasına, keza 657 Sayılı Kanununun 13.maddesi de bu hususu amir olduğundan yetkilerini kullanırken deyiminin; uygulamada görevlerini yaparken biçiminde yorumlanmasına, normlar hiyerarşisine göre önce Anayasa ve sonra sırasıyla, Kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin uygulanması prensibinin hukukun evrensel kurallarından bulunmasına göre eylem veya işlemin görev kusuru olarak nitelendirilebildiği hallerde, kişisel kusura dayanılarak memur hakkında Adli Yargıda doğrudan doğruya dava açılmayacağı açıktır. Giderek yapılacak araştırma sonucu davalı Cemal'in açıklanan biçimde memur statüsünde çalıştığının saptanması durumunda, hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmelidir.

4-Hak sahiplerinden erkek çocuk Volkan, 02.04.1982 doğumlu olup, adı geçene iş kazaları ile meslek hastalıkları sigortası kolundan Kurumca bağlanan gelir; 18 yaşını ikmal etmesi üzerine kesilmiş ise de; Volkan'ın sonradan 18.09.2000 tarihinde yüksek okula kaydı nedeniyle yeniden gelire girdiğinin anlaşılması karşısında; bu hak sahibi erkek çocuk yönünden destekten yararlanma süresinin belirlenmesinde; 18 yaşın ikmalinden sonrası için de, yüksek öğrenim nedeniyle yeniden gelire girdiği tarihten başlayarak 25 yaşını ikmal edeceği tarihe kadar ki sürede esas alınmalıdır.

5-Hak sahiplerine uzun vadeli sigorta kolundan bağlanan aylığın; yaşlılık aylığından dönüşen ölüm aylığına ilişkin olmadığının yapılacak araştırma sonucu anlaşılması durumunda; özellikle hak sahibi eş yönünden, dış tavan hesabına aktif dönemden sonra sigortalının bakiye ömrü ile sınırlı biçimde pasif dönem zararı da dahil edilmelidir.

Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum ile davalılardan Cemal'in bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 23.06.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/3075

K. 2003/3753

T. 24.4.2003

• RÜCUAN TAZMİNAT ( İş Kazasında Ölen Sigortalının Hak Sahiplerine Yapılan Ödemeler Nedeni ile Uğranılan Kurum Zararının Rücuan Tazmini Talebi )

• KESİN HÜKÜM ( Kesin Hükümden Söz Edebilmek için Davanın Tarafları ve Müddeabihi Bakımından Ayniyet Bulunmasının Gerekmesi )

• DESTEKTEN YARARLANMA SÜRESİ ( Kız Çocuğunun Destekten Yararlanma Süresinin Durumunda Evlenmesinin Üstün Olasılık Dahilinde Bulunduğu 22 Yaş Olarak Kabulünün Gerekmesi )

• VEKALET ÜCRETİNE KDV UYGULANMASI ( Normlar Hiyerarşisine Uygun Hukuksal Bağlayıcılık Kazanmış Bir Düzenleme Olmaması )

506/m.26

3065/m.20

1086/m.237,423

2709/m.73

1136/m.164

ÖZET : Kesinleşmiş rücu davasında davacı kurum tarafından hak sahiplerinden sadece eşe bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri istenip diğer hak sahibi kız çocuk Ülkü'ye ilişkin herhangi bir istem olmadığından giderek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 237 kapsamında kesin hükümden sözedebilmek için davanın tarafları yanında dava sebebi ve müddeabihde de birlik olması gerekli bulunduğundan somut olayda ise taraflarda birlik mevcutsa da hak sahibine ilişkin dava sebebi ve müddeabih farklı olduğundan; sonradan gelire giren hak sahibi Ülkü yönünden önceki rücu davasında alınmış hesap raporunda öngörülen sigortalının kazanç kaybı miktarlarının kesin yargı hükümleri çevresinde bağlayıcılığından bahsedilemez ve adı geçen hak sahibi için dış tavanı teşkil eden miktar hüküm tarihi ile sınırlı biçimde değişen donelere göre yeniden saptanmalı ve 02.04.1998 doğumlu olan şehirde ikamet eden hak sahibi kız çocuğun destekten yararlanma süresinin belirlenmesinde de evlenmesinin üstün olasılık dahilinde bulunduğu yaş; tarafların aksinin kabulü gerektirecek delil getirememeleri nedeniyle 22 yaş olarak kabul edilmelidir.

DAVA : Davacı, İş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hükmün, davacı ve davalılardan Ü... Paslanmaz Çelik Ltd. Şti. Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mustafa Taş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Davacı Kurum ile davalılardan Ü... Paslanmaz Çelik A. Ş.'nin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi olup davacı Kurumun rücu alacağının dış tavanını teşkil eden miktarın belirlenmesinde;

Önceki kesinleşmiş rücu davasında davacı kurum tarafından hak sahiplerinden sadece eşe bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri istenip diğer hak sahibi kız çocuk Ülkü'ye ilişkin herhangi bir istem olmadığından giderek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 237 kapsamında kesin hükümden sözedebilmek için davanın tarafları yanında dava sebebi ve müddeabihde de birlik olması gerekli bulunduğundan somut olayda ise taraflarda birlik mevcutsa da hak sahibine ilişkin dava sebebi ve müddeabih farklı olduğundan; sonradan gelire giren hak sahibi Ülkü yönünden önceki rücu davasında alınmış hesap raporunda öngörülen sigortalının kazanç kaybı miktarlarının kesin yargı hükümleri çevresinde bağlayıcılığından bahsedilemez ve adı geçen hak sahibi için dış tavanı teşkil eden miktar hüküm tarihi ( 18.12.2002 ) ile sınırlı biçimde değişen donelere göre yeniden saptanmalı ve 02.04.1998 doğumlu olan şehirde ikamet eden hak sahibi kız çocuğun destekten yararlanma süresinin belirlenmesinde de evlenmesinin üstün olasılık dahilinde bulunduğu yaş; tarafların aksinin kabulü gerektirecek delil getirememeleri nedeniyle 22 yaş olarak kabul edilmelidir.

Diğer taraftan Anayasa'nın 73. maddesi, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." düzenlemesini içermekte olup, öğreti ve uygulamada "verginin yasallığı" olarak adlandırılan bu ilke, vergi, resim, harç ve benzeri kamusal güce dayalı bütün yükümlülüklerin yasayla düzenlenmesi zorunluluğunu öngörmektedir. Vergi yükümlülüğünün konusu, yükümlüsü, matrahı ve oranı gibi unsurların yanında, vergiden doğan ödev ve usul ilişkilerinin de yasayla düzenlenmesi gereği anılan hükmün zorunlu sonucudur.

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 20. maddesinde yer alan,

"1- Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedeldir.

2-Bedel deyimi, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade eder." düzenlemesindeki vergi matrahı tanımından hareket edildiğinde de, davada haksız çıkan tarafın, davada lehine hüküm kurulan tarafın vekilinin hizmetinden yararlanan kişi olarak nitelenemeyeceği gibi, aynı maddenin 4 numaralı bendi de, "Belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedeli Katma Değer Vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez." açık hükmünü içermektedir.

04.12.2002 Tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 21. maddesinde yer alan, "Bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı kanun hükümleri gereği Katma Değer Vergisi ayrıca ilave edilir." ifadesinin, yukarıda sıralanan yasal gerekler gözetilerek oluşturulmuş bir düzenlemeyi içermediğinden ve normlar hiyerarşisine uygun hukuksal bağlayıcılık kazanmış bir düzenleme niteliğini kazanmadığından, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 423. maddesinde yer almayan bir unsurun da yargılama giderleri kapsamında hüküm altına alınması mümkün değildir. Kuşkusuz bir kimsenin Katma Değer vergisi mükellefi olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıklar adli yargı yerinde çözümlenemez.

Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacı Kurum ile davalılardan Ü... Paslanmaz Çelik A. Ş.'nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.04.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/615

K. 2003/1366

T. 3.3.2003

• RÜCUAN ALACAK DAVASI ( Trafik Kazasında Ölen ve Yaralanan Sigortalı İşçiler İçin Yapılan Harcamalar Üzerine Uğranılan Kurum Zararının Rücua Ödetilmesinin Talep Edilmesi )

• SORUMLULUĞUN LİMİTİ ( Taraflar Arası Uyuşmazlıkta Sorumluluk Limitlerinin Tüketilip Tüketilmediğinin Araştırılması ve Sonuca Göre Rücu Alacağından Sorumluluğa Hükmedilmesi )

• ZARARIN TESPİTİ ( Hükme En Yakın Tarihteki Asgari Ücretin Esas Alınarak Hesaplama Yapılması Gereğinin Kamu Düzenine İlişkin Olması )

• KAMU DÜZENİ ( Hükme En Yakın Tarihteki Asgari Ücretin Esas Alınarak Hesaplama Yapılması Gereğinin Kamu Düzenine İlişkin Olması )

• DESTEKTEN YARARLANMAS SÜRESİ ( Kız Çocuğunun Halen Evlenmediğinden Destekten Yararlanma Süresinin Yirmi iki Yaşın İkmalinden Daha Uzun Süreyi Kapsayacak Şekilde Olması )

506/m.26

ÖZET : Davalı sigorta şirketince yapılan ödemelerin ilişkin olduğu zarar türleri gerektiğinde bu kişiler de tanık sıfatıyla dinlenip saptanarak ve tedavi giderleri ile ölüm dahil diğer bedeni zarar limitleri ayrı ayrı gözetilmek suretiyle bu ödemelerle ZMSS ve İMSS sorumluluk limitlerinin tüketilip tüketilmediği araştırılarak sonucuna göre varsa sorumluluk limitinden kalanla sınırlı biçimde davalı sigorta şirketinin Kurumun rücu alacağından sorumluluğuna hükmedilmesi gereğinin gözetilmemesi ve davacı Kurumun rücu alacağının dış tavanını teşkil eden miktarın belirlenmesinde; zararın tespiti aşamasında; hükme en yakın tarihteki asgari ücretin esas alınarak hesaplama yapılması gereği kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece re'sen dikkate alınması gerekmesine rağmen hüküm tarihinden ( 20.09.2002 ) önce yürürlüğe giren asgari ücret artışlarını yansıtmayan hesap raporunun hükme dayanak kılınması; Hak sahibi kız çocuklarının destekten yararlanma sürelerinin evlenmelerinin üstün olasılık dahilinde bulunduğu yasa göre belirlenmesi gerekmekte olup; gerçeğin varsayımlara üstünlüğü ilkesi kapsamında somut olayda 17.08.1978 doğumlu olan kız çocuğunun halen evlenmediğinin saptanması durumunda; destekten yararlanma süresinin 22 yaşın ikmalinden daha uzun süreyi kapsayacak yaşa göre belirlenmemesi; usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

DAVA : Davacı, trafik kazasında ölen ve yaralanan sigortalı işçiler için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hüseyin Erol tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurumun sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, 05.11.1996 tarihinde meydana gelen trafik iş kazasında yaralanan Kurum sigortalısına yapılan tedavi giderleri ile aynı kazada vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin kusurlu sürücü ile zararlandırıcı sigorta olayına karışan aracı sigortaladığı iddiası ile davalı sigorta şirketinden poliçe limiti ile sınırlı biçimde rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir.

Sigorta şirketleri zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesi ile işletenin; motorlu araçların işletilmesinden dolayı Karayolları Trafik Kanunu ve genel hükümlere göre oluşan sorumluluğunu; kişiye gelen zararları "tedavi giderleri" ve "tedavi giderleri dışında kalan ölüm dahil bedeni zarar" olmak üzere poliçede kişi ve kaza başına öngörülen sorumluluk limitleri dahilinde teminat altına aldıkları gibi İhtiyar mali sorumluluk sigortası ile de ZMS sigortasıyla getirilen limitler üzerinde kalan hukuki sorumluluk yine poliçede yazılı azami limite kadar sigorta güvencesine alınmaktadır. Bu bağlamda sigorta şirketinin aynı aracı zorunlu mali sorumluluk sigortası yanında ihtiyari mali sorumluluk sigortasından da sigortaladığının anlaşılması durumunda; sigorta şirketi bu sigorta sözleşmelerinin getirdiği yükümlülüklerin doğal sonucu olarak her iki limitin gerektirdiği tazminat miktarı ile sorumlu olacaktır.

Somut olayda da davalı sigorta şirketinin zararlandırıcı sigorta olayına karışan araca ilişkin olarak hem ZMSS, hem de İMSS sözleşmesi yaptığının anlaşılması karşısında; öncelikle İMSS poliçesi celbedilerek ve yine Kurumun rücu davasından önce sigortalı Hüseyin Yörük ile aynı kazada ölen sigortalı Ali Rıza Toprak'ın hak sahiplerine davalı sigorta şirketince yapılan ödemelerin ilişkin olduğu zarar türleri gerektiğinde bu kişiler de tanık sıfatıyla dinlenip saptanarak ve tedavi giderleri ile ölüm dahil diğer bedeni zarar limitleri ayrı ayrı gözetilmek suretiyle bu ödemelerle ZMSS ve İMSS sorumluluk limitlerinin tüketilip tüketilmediği araştırılarak sonucuna göre varsa sorumluluk limitinden kalanla sınırlı biçimde davalı sigorta şirketinin Kurumun rücu alacağından sorumluluğuna hükmedilmesi gereğinin gözetilmemesi;

3-Davacı Kurumun rücu alacağının dış tavanını teşkil eden miktarın belirlenmesinde; zararın tespiti aşamasında; hükme en yakın tarihteki asgari ücretin esas alınarak hesaplama yapılması gereği kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece re'sen dikkate alınması gerekmesine rağmen hüküm tarihinden ( 20.09.2002 ) önce yürürlüğe giren asgari ücret artışlarını yansıtmayan hesap raporunun hükme dayanak kılınması; Hak sahibi kız çocuklarının destekten yararlanma sürelerinin evlenmelerinin üstün olasılık dahilinde bulunduğu yasa göre belirlenmesi gerekmekte olup; gerçeğin varsayımlara üstünlüğü ilkesi kapsamında somut olayda 17.08.1978 doğumlu olan kız çocuğunun halen evlenmediğinin saptanması durumunda; destekten yararlanma süresinin 22 yaşın ikmalinden daha uzun süreyi kapsayacak yaşa göre belirlenmemesi; usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.03.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.