sayfa içeriği
  • https://www.facebook.com/MaddiTazminat/
Ana Başlıklar


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam192
Toplam Ziyaret354076
Site Haritası

Dava Dosyası İncelemesinin Yapılması

BİLİRKİŞİ DAVA DOSYA İNCELEMESİNİN YAPILMASI

Bu bölümde artık bilirkişi incelemesini yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğini öğreneceğiz.

İnceleme Konusu Şeylerin Bilirkişiye Teslimi

Bilirkişiye yapacağı inceleme bakımından nelerin teslim edileceği ile bunların nasıl teslim edileceği bilirkişi incelemesi bakımından son derece önemlidir. Burada dosya ve eklerinin bilirkişiye havale edilmesi, bilirkişinin görev alanının belirlendiği anlamına gelmediği gibi, dosya ve eklerinin bir kül olarak bilirkişiye teslim edilmiş olması da ona inceleme konusuyla ilgili bilgi ve belgelere ulaşma imkânının sağlandığı anlamına gelmemektedir.

Bilirkişi ancak görevlendirildiği konunun kapsamıyla sınırlı olarak dava dosyası hakkında bilgi sahibi olabilir. Bu sebeple bilirkişiye dosya kapsamında yer alıp da inceleme konusunu oluşturan belgelerin teslim edilmesi, kural olarak gerekli ve yeterlidir. Konu hem HMK’da hem CMK’da, hem de Bilirkişilik Kanunu Yönetmeliğinde düzenlenmiştir.

Hukuk yargısı bakımından HMK m. 273, f. 2 hükmü, bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, inceleyeceği şeylerin, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa mühürlü biçimde teslim edileceği, ayrıca bu hususun tutanakta gösterileceği belirtilmektedir.

Ceza yargısı bakımından da benzer şekilde, CMK m. 66, f. 7 hükmü, bilirkişiye inceleyeceği şeylerin mühür altında verilmeden önce bunların listesi ve sayımın yapılacağını ve bu hususların tutanakla belirleneceğini öngörmektedir. Nitekim bilirkişi, zikrettiğimiz hüküm uyarınca, mühürlerin açılmasını ve yeniden konulmasını, yine tutanakla belirtmek ve bir liste düzenlemekle yükümlüdür. Bu belgeler, mutlaka imza karşılığı teslim edilmeli, belgelerin iadesi sırasında da imza karşılığı teslim alınmalıdır.

Nitekim, her iki hükümde de dava dosyasının değil, sadece incelenecek şeylerin bilirkişiye tesliminden söz edilmektedir. Ancak inceleme konusunu oluşturan hususların da eksiksiz bir şekilde bilirkişiye teslimi gerekmektedir.

Öte yandan gerek hukuk yargısı (veya idari yargı), gerek ceza yargısı bakımından, UYAP vasıtasıyla dosyanın incelenmesinin mümkün olduğu hallerde, dosya veya belge fizikî olarak teslim edilmeyecektir. Burada bilirkişi UYAP üzerinden ilgili dosyayı inceleme yetkisi verilir (Bilirkişilik Kanunu Yönetmeliği m. 51 f. 2)

Ne olursa olsun, bilirkişi dosya kapsamının tümünü incelemek yetkisine sahip değildir. Bilirkişinin salt görevini icra etmek konusunda ihtiyaç duyduğu bilgi ve belgelere ulaşmasının sağlanması, gerekli ve yeterlidir[1].

Kısacası, bilirkişinin dava dosyası hakkında bilgi sahibi olması, sadece görevini ilgilendirdiği kadarıyla, fakat görevin gerektiği şekilde ifa edilebilmesi açısından eksiksiz olmalıdır. Nitekim, bilirkişi de, incelemesi sırasında ihtiyaç duyduğu belgelerin sunulmasını talep yetkisine sahiptir (Bakınız: aşa. 1.4.3.5).

Nihayetinde bilirkişiye teslim edilecek belge bir fotokopiden, bir video kaydından yahut bir bilânçodan ibaret olabilir. Önemli olan, bilirkişinin inceleme konusunun, söz konusu belgelerin kendisine emanet edilmesini haklı göstermesidir.

Sonuçta esas olan bilirkişinin incelemesini gerektiği şekilde yerine getirmesidir. Bu anlamda bilirkişiye incelemesi gereken belgelerin o veya bu şekilde eksik verilmesiyle, dava dosyasının bilirkişiye teslim edilmesi arasında pratik bir fark, kural olarak yoktur. Bunu ise somut mesele özelinde takdir etmesi gerek hukuk veya ceza hâkimidir.

Ön İnceleme Yapılması

Bilirkişinin görevlendirilmesi hakkındaki kararın kendisine tebliği üzerine, ilk etapta şu hususları dikkate alması ve gereğini yapması gerekmektedir:

  • Kendisine tevdi olunan görev, uzmanlık alanına girmekte midir ?
  • Görevden kaçınmasını gerektirecek haklı bir mazereti var mıdır?

Bilirkişinin uzmanlık alanı, kendisine tevdi olunan konuda değilse veya görevi kabulden kaçınmasını haklı gösterecek bir mazereti varsa, görevin kendisine tebliğ edilmesinden itibaren en geç bir hafta içinde, kendisini görevlendiren merciye durumu bildirmek zorundadır (HMK m. 275). CMK’da da bu mesele benzer şekilde düzenlenmiş, ancak açık bir süre belirtilmemiştir. Ceza yargılaması bakımından bu tür bir durumun gecikmeksizin bilirkişiyi görevlendiren mercie bildirilmesi gerekir.

Bilirkişi görevin kendi uzmanlık dalına ait olduğuna kanaat getirdiği takdirde, ön incelemesinin ikinci aşamasına geçecektir. Bu noktada tespit edilmesi gereken hususlar şunlardır:

İnceleme konusu maddi meselenin açıklığa kavuşturulması ve tespiti için, uzman kimliği bulunan bir başka bilirkişi ile işbirliğine ihtiyaç duyup duymadığı,

Tarafların veya üçüncü kişilerin bilgisine başvurmasının gerekip gerekmediği

İncelemenin gerçekleştirilebilmesi için, bazı kayıt veya belgelerin getirtilmesi; bazı hususların önceden soruşturulması.

Bu hususlar esasen bilirkişinin yetkileri bağlamında ele alınmalıdır.

Bilirkişinin Yetkileri ve Yetkilerin Kullanılmasının Usul ve Esasları

Bilirkişilik faaliyeti bakımından üzerinde en çok durduğumuz konulardan bir tanesi, bilirkişinin ödevleri ve uyması gereken etik ilkeler yani kurallardır. Bununla birlikte, bilirkişilik faaliyetinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, bilirkişinin aynı zamanda bazı yetkilere de sahip olması gerekmektedir.

Bunun yanı sıra hiç şüphe yok ki bilirkişi yaptığı inceleme karşılığında hem buna ilişkin bir ücreti hem de inceleme sırasında yaptığı giderleri almak hakkına sahiptir. Bu meselenin üzerinde bir önceki başlık altında durduk.

Burada ise esasen bilirkişinin, inceleme özelinde, ne tür yetkilere sahip olduğu üzerinde duracağız. Her şeyden önce unutulmaması gereken husus şudur. Aşağıda bahsedilen yetkiler, bilirkişi tarafından, mahkemenin (veya Cumhuriyet savcısının) haberi olmadan, ondan bağımsız şekilde kullanılamaz. Bu yetkiler, mutlaka, mahkeme aracılığıyla kullanılmalıdır. Yani, bilirkişi sahip olduğu bir yetkiyi kullanmaya ihtiyaç duyduğu vakit bunu mahkemeye bildirmelidir.

Mahkeme bu istemi uygun gördüğü takdirde, bilirkişinin bu yetkiyi kullanmasına izin verebilir. Söz konusu yetkilere, hukuk yargısı bakımından esasen HMK m. 278, ceza yargısı bakımından ise CMK m. 66, f. 3 vd., bunun yanı sıra Bilirkişilik Kanunu Yönetmeliği m. 54 hükümlerinde işaret edilmektedir.

Aşağıda özel olarak durduğumuz bu yetkilerin yanı sıra, bilirkişi, inceleme konusunun kapsam ve içeriği ile ilgili olarak tereddüde düştüğü takdirde, bu tereddütlerin giderilmesini her zaman mahkemeden isteyebilir.

Uyuşmazlık Konusunun İncelenmesi:

Bilirkişinin görevinin gereğini yerine getirebilmesi, mahkemenin kararı ile belli bir mahalde gerçekleşebilecek bir incelemenin yapılmasını gerektirebilir (Bakınız: HMK m. 278, f. 4). Bu yetki genel olarak bir taşınmazın yahut taşınırın incelenmesi şeklinde ola­bildiği gibi, bir kan veya doku incelemesi biçiminde tezahür eden, bir tıbbî inceleme yahut başka bir şey şeklinde de somutlaşabilir[2].

Bilirkişi, incelemesini bir eşya, belge ve hatta bir kişi üzerinde gerçekleştird­iğinde, teknik olarak keşif icrasına benzer bir işlevi yerine getirmektedir. Ancak buradaki inceleme yetkisinin kapsamı, bir keşif icrası sırasında gerçekleştirilecek incelemeden çok daha geniştir.

Bu hâllerde bilirkişi hâkim yardımcısı sıfatıyla, hâkimin gözü ve kulağı olar­ak, bir şeyi yerinde incelemekte, uyuşmazlığın çözümü için gerekli her türlü bilgiyi toplamakta, uyuşmazlık konusu vakıanın genel görünümünü, sebep ve sonuçlarını hâkime sunmaktadır[3].

Nihayet bilirkişinin bir şey üzerindeki inceleme yetkisi, mevcut hükümler dâhilinde, aşağıdaki şekilde kullanılmalıdır:

Öncelikle bilirkişi doğrudan bir kan yahut doku incelemesi ile veya bir taşınmazın, örneğin bir yakıt nakil hattının durumu gibi bir incelemeyle görevlendirildiği vakit, bu incelemeyi gerçekleştirmek, onun zaten görevinin kapsamında olan bir husustur. Öte yandan hâkim, bir belgenin yerinde incelenmesi amacıyla bir bilirkişi görevlendirebilir (HMK m. 218). Görev kapsamında yerine getirilecek olan hususların, baştan belli olduğu durumlarda, bilirkişinin bu inceleme konusunda ayrı bir karar verilmesini istemesine gerek yoktur.

Ancak bilirkişi, incelemesine başladıktan sonra, kendisine tevdi edilen görevin sınırları içerisinde, belli bir şey üzerinde inceleme yapması gerektiği kanaatine ulaşabilir. Ancak, bilirkişinin, zikrettiğimiz yetkiyi, herhangi bir ön denetime tâbi olmaksızın, bağımsız şekilde kullanması mümkün değildir. İşte böyle bir durumda, bilirkişi mahkemeden ihtiyaç duyduğu incelemeyi yapabilmesi için bir karar verilmesini isteyecektir. Uygun olan bilirkişinin bu talebini yazılı şekilde yapmasıdır.

Hâkim bu incelemenin elverişliliğini, şartlarını, gerekiyorsa yeri ve zamanını takdir eder. Çünkü, dava hâkim nezdinde aydınlanmış olabilir, böyle bir durumda bu tür bir incelemeye gerek olmayacaktır. Öte yandan, inceleme konusu taraflardan birinin veya üçüncü bir kişinin kişisel bir sırrının ifşasına yol açabilir.

Nihayet bu konudaki takdir yetkisi münhasıran hâkime aittir. Bu da, bilirkişinin bir hâkim yardımcısı olarak görevini hâkimin sevk ve idaresi altında yürütmesinin sonucudur. Ancak, uyuşmazlık konusu, bu tür bir incelemeyi haklı gösterdiği sürece, hâkim, bilirkişiye bu inceleme yetkisini vermekten kaçınmamalıdır.

Son olarak bilirkişi incelemesinin bir şey üzerinde gerçekleştiği durumlarda, tarafların da hazır bulunması mümkündür (HMK m. 278, f. 4). Ancak, bu durum tarafların herhangi bir incelemede hazır bulunma hakkına sahip oldukları anlamına gelmez. Örneğin, DNA veya kan incelemesinde yahut tıbbi birtakım incelemeler bakımından, kişisel hakların korunması gereğinden ötürü, kural olarak, tarafların veya vekillerinin bu tür bir incelemede yer alma hakkına sahip olmadıkları kabul edilmektedir[4].

Taraflar veya Üçüncü Kişilerin Bilgisine Başvurma:

Bilirkişinin incelemesi sırasında tarafların veya üçüncü kişilerin bilgisine başvurma yetkisi hukuk ve ceza yargısı bakımından farklı içeriklerde düzenlenmiştir (Bakınız: ve karş. HMK m. 278, f. 3; CMK m. 66, f. 4, 6).

Hukuk yargısı bakımından: Bilirkişi incelemesini gerçekleştirirken ihtiyaç duyarsa, mahkemenin de uygun bulması kaydıyla tarafların bilgisine başvurabilir (HMK m. 278, f. 3). Bilirkişinin tarafların bilgisine başvurması, ilk olarak bir keşif icrası sırasında, tarafların da bu keşifte hazır bulunmaları hâlinde söz konusu olabilir. Nitekim hâkim, keşif sırasında bilirkişiden yardım alabileceği gibi taraflar da bu keşifte yer alma imkânına sahiptirler (HMK m. 288, 290).

Buna karşılık bilirkişinin incelemesi sırasında üçüncü kişileri, örneğin dosya kapsamında yer alan tanıkları bilgi almak amacıyla dinleyip dinleyemeyeceği konusunda HMK’da bir açıklık bulunmamaktadır. Bununla birlikte bilirkişinin tanıkları dinlemesine engel hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Bu tanıkların daha önce dinlenilmiş olmaları koşuluyla, bilirkişinin gerekiyorsa bunları yeniden bilgi almak amacıyla dinlemesi pekâlâ mümkündür[5]. Aynı şekilde Fransız hukuku bu imkânı açıkça tanıdığı gibi İsviçre hukukunda da bu konuya yaklaşım olumludur[6].

Nitekim uygulamada özellikle bilirkişilerin bir keşif icrasına iştirak etmeleri ve bu keşfe tanıkların da davet edilmeleri vesilesiyle, bilirkişi hâkim ile birlikte tanık beyanlarını dinleyebilir veya hâkimin izniyle bunlara soru yöneltebilir. Ancak bu konuda bilirkişi tarafından dikkat edilmesi gereken husus şudur. Bilirkişinin hâkim gibi, tanık beyanlarının değerini değerlendirme yetkisi yoktur. Burada tanıkların dinlenilmesi salt bilgilenme, bilirkişinin uyuşmazlık konusu hakkındaki teknik kanaatini güçlendirme amaçlıdır. Bilirkişi, raporunu dinlediği tanıkların beyanlarına dayandıramaz[7].

HMK bilirkişinin tarafların bilgisine başvurabileceğini düzenlemekle birlikte, bunun usulüne yer vermemektedir. Taraflar veya üçüncü kişilerden bilgi alınması, kural olarak iki farklı şekilde söz konusu olabilir:

Birinci olarak yukarıda da belirttiğimiz gibi, hâkimin de yer aldığı bir keşif icrası sırasında, bilirkişi taraflardan veya tanıklardan bilgi alabilir.

İkinci olarak bilirkişinin tarafların ve tanıkların dinlendiği (m. 261) duruşmaya da davet edilmesi söz konusu olabilir.

Tüm bu ihtimallerde bilirkişi hangi soruları yöneltmek istediğini hâkime bildirir. Hâkim bunu serbestçe değerlendirdikten sonra sorunun yöneltilip yöneltilmeyeceğine karar verecektir. Bilirkişinin diğer yetkileri bakımından olduğu gibi bilirkişi incelemesinin kapsam ve içeriği haklı gösterdiği ölçüde, hâkimin bu talebi reddetmesi güçtür[8].

Son olarak HMK m. 278, f. 3 hükmü, taraflardan birinin bilgisine başvurulacağı hâllerde, mahkemece bilirkişiye taraflardan biri bulunmaksızın diğerinin dinlenemeyeceği hususu önceden hatırlatılacağına işaret etmektedir. Buna göre bilirkişinin, bir taraftan bilgi alması söz konusu ise, diğer tarafın hazır bulunması zorunludur. Burada korunan menfaat, bilirkişinin etki altında kalmasının veyahut onun tarafsızlığını şüphe altında bırakacak bir durumun önüne geçmektir[9].

Ceza yargısı bakımından: Ceza yargısı bakımından bilirkişinin bu yetkisi hukuk yargısına göre çok daha geniş şekilde düzenlenmiştir. Kanunda açık şekilde yer verilen yetkilerden yola çıkacak olursak: Bilirkişi ilk olarak gerekli olması hâlinde, mağdura, şüpheliye veya sanığa soru yöneltebilir (CMK m. 66, f. 6). CMK, burada sadece mağdurdan söz ediyorsa da, bunun aynı zamanda suçtan zarar gören, malen sorumlu olan ve kovuşturma evresine katılanı da kapsaması gerektiğine işaret edilmektedir[10].

Bilirkişi saydığımız kişilere, mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısı aracılığı ile soru sorabilecektir. Ancak mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısının, bilirkişinin doğrudan soru sormasına da izin vermesi mümkündür. Her iki durumda da soruların ilgili merciin huzurunda yöneltilmesi gerekmektedir[11].

İlgili madde hükmünde, “gerekli olması” ifadesi kullanıldığı için burada da, hukuk yargısı bakımından olduğu gibi, bu konudaki takdir yetkisinin mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısınnda olduğu açıktır. Ancak, bilirkişi incelemesinin konusu gerektirdiği ölçüde, bu konuda bir sınırlamadan kaçınılması gerekmektedir[12].

Öte yandan muayene ile görevlendirilen hekim bilirkişi, görevini yerine getirirken zorunlu saydığı soruları hâkim, Cumhuriyet savcısı ve müdafi bulunmadan da mağdur, şüpheli veya sanığa doğrudan yöneltme imkânına sahiptir (CMK m. 66, f. 6). Bilirkişinin soru sorma yetkisi onun ifade alma veya sorgu yetksine sahip olduğu anlamına gelmemektedir[13].

Bilirkişi görevini yerine getirmek amacıyla bilgi edinmek için, şüpheli veya sanık dışındaki kişilerin de bilgisine başvurabilir (CMK m. 66, f. 4). Burada bilirkişinin tanıkların bilgisina başvurabileceği konusunda bir tereddüt yoktur. Hukuk yargısında olduğu gibi ceza yargısında da, bilirkişinin üçüncü kişilerin bilgisine başvururken, ilgili merciinin onayını alması gerekmektedir. Bu kişiler ilgili merci huzurunda dinlenilmelidir[14].

Bir Başka Bilirkişi ile İşbirliği Yapma:

Bilirkişi her ne kadar sahip olduğu uzmanlık bilgisi sayesinde görevlendirilmişse de inceleme konusunun açıklığa kavuşturulması, uzmanlık alanına girmeyen belli bazı konularda aydınlatılması için konusunda uzman bir diğer bilirkişi ile bir araya gelmeye onunla işbirliğine ihtiyaç duyabilir. Mesele HMK ve CMK’da bazı nüanslarla benzer çerçevede düzenlenmiştir ve ilgili hükümlerin bir arada ele alınması uygun olacaktır. Buna göre:

HMK m. 275, f. 1 hükmü uyarınca, bilirkişi, inceleme konusu maddi vakıaların açıklığa kavuşturulması ve tespiti için, uzman kimliği bulunan başka bir bilirkişi ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu, bir hafta için görevlendirmeyi yapan mahkemeye bildirecektir.

CMK m. 66, f. 4 hükmü uyarınca ise, bilirkişi, uzmanlık alanına girmeyen bir sorun bakımından aydınlatılmasını isteyecek olursa, hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı, nitelikli ve konusunda bilgisiyle tanınmış kişiler ile bilirkişinin bir araya gelmesine izin verebilir. Bu şekilde çağrılan kişiler yemin eder ve verecekleri raporlar, bilirkişi raporunun tamamlayıcı bir bölümü olarak dosyaya konulur.

Öncelikle burada kast edilen husus, bilirkişinin bir yardımcı kullanması değildir. İkinci olarak bu durum, bilirkişinin görevi bizzat yerine getirme yükümlülüğünün de istisnasını oluşturmamaktadır[15]. Nitekim aksi durum, temel etik kurallar arasında olan görevi şahsen (bizzat) yerine getirme yükümlülüğünün ihlali anlamına gelecek ve bilirkişi hakkında yaptırım uygulanmasına sebebiyet verecektir.

Burada bilirkişi meselenin çözümü için konunun bir diğer uzmanı ile istişarede bulunmak ihtiyacını duymaktadır. Bu durum, bir diğer kişiden görüş istemek biçiminde de kendisini gösterebilir[16]. Ancak, bu işbirliğinin hangi uzmanlık dalından olacağının ve işbirliği içinde olunan uzmanın niteliğinin belirlenmesi gerekir:

Birinci olarak, bilirkişinin işbirliği yapacağı kişinin uzmanlığı, bilirkişinin uzmanlık dalından farklı olmalıdır. Bu husus CMK m. 66, f. 4 hükmünde açıkça ifade edilmiştir. Kaldı ki, işbirliği yapılacak uzman ile bilirkişinin aynı uzmanlık dalından olmaları, bu bilirkişinin tayinini de kural olarak anlamsız hale getirecektir. Elbette uyuşmazlık konusu meselenin ağırlık veya karmaşıklığı, aynı konuda birden fazla bilirkişinin görev yapmasını gerektirebilir. Böyle bir durumda, bilirkişinin mahkemeye başvurması ve bilirkişinin bu konudaki isteminin mahkeme tarafından uygun görülmesi hâlinde, mahkeme tarafından bir bilirkişi kurulunu oluşturulması gerekecektir. Bilirkişinin bir başka uzman ile işbirliği yapmasına örnek olarak, tıbbi bilirkişinin ameliyathanedeki cihazların durumu konusunda bir teknisyenin bilgisine ihtiyaç duyması[17], hayvan yetiştirilen bir arazinin değerini belirlemekle görevlendirilen bilirkişinin, bir veteriner bilirkişinin bilgisine ihtiyaç duyması[18] ve benzer hâller verilebilir.

İkinci olarak, diğer uzmanın hukukî statüsü önem taşımaktadır. HMK m. 275, f. 1 hükmü, açıkça bir başka bilirkişi ile işbirliğinden söz etmektedir. Nitekim, CMK m. 66, f. 4 hükmü ise, nitelikli ve konusunda bilgisiyle tanınmış kişilerden bahsediyorsa da hemen akabinde, bunlara yemin verdirileceğine ve bunlar tarafından sağlanan görüşün, bilirkişi raporunun tamamlayıcı bir bölümü olacağına işaret etmektedir.

O hâlde, işbirliğinde olunacak uzmanın da hukukî niteliğinin bilirkişi olduğundan hukuk yargısı kadar ceza yargısı bakımından da tereddüt etmemek gerekmektedir[19].

Bu kişinin bilirkişi sıfatıyla tayin edilecek olmasının pratik sonuçları şunlardır:

İşbirliğinde olunan bilirkişi de verdiği görüş karşılığı bir ücrete ve varsa yaptığı giderlerin karşılanmasına hak kazanır.

Bu bilirkişinin görevlendirilmesi usulü de ilk bilirkişinin görevlendirilmesinden farklılık arz etmemektedir.

CMK m. 66, f. 4, bu kişilere yemin verdirileceğini öngörmektedir.

Şayet, işbirliğinde bulunulan bilirkişi, hâlihazırda bir listeye kayıtlı ise, ayrıca yemin vermesi elbette gerekli değildir.

Burada ayrıca ceza yargısı bakımından CMK m. 66, f. 5 hükmünün de dikkate alınması gerekir. Buna göre, bir ceza yargılamasının ilgilileri, bilirkişiye teknik nitelikte bilgi verebilecek olan ve ismen belirleyecekleri kişilerin dinlenmesi yönünde karar verilmesini isteyebilirler. Şayet bunlar, bilirkişi olarak görevlendirilecekse, listeye kayıtlı olmaları ve kayıt koşullarını taşımaları gerekir. Aksi durumda bu kişilerin verecekleri bilgiler, birer uzman mütalaası kapsamında değerlendirilecektir (CMK m. 67, f. 6; karş. HMK m. 293)[20].

Sebeplerin mevcut olması hâlinde bu bilirkişinin de yasaklılığı veya reddi gündeme gelebilir.

İhtiyaç Duyduğu Kayıt ve Belgelerin Temini:

Bilirkişinin ihtiyaç duyduğu kayıt ve belgelerin kendisine temin edilmesi, HMK m. 275, f. 2 hükmünde açık şekilde düzenlenmektedir. CMK’da ihtiyaç duyulan kayıt ve belgelerin teminine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, bir ceza yargılaması bakımından da bilirkişinin görüş sunabilmesi için ihtiyaç duyacağı bilgi ve belgelerin kendisine verilmesi gerektiği konusunda bir tereddüt yoktur[21].

Nitekim bilirkişi incelemesini gerçekleştirebilmek için bazı kayıt ve belgelerin getirtilmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunun sağlanması için, bir hafta içinde kendisini görevlendiren mahkemeye bilgi verecek ve talepte bulunacaktır. Burada da esasen iki mesele bulunmaktadır. Bunlardan birincisi hangi kayıt ve belgelerin bilirkişiye temin edilebileceği, ikincisi ise bu kayıt ve belgelere bilirkişinin ne şekilde ulaşabileceğidir.

Temin edilecek kayıt ve belgelerin kapsamı: Bilirkişi incelemesinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, inceleme konusunu oluşturan mesele hakkında gerekli tüm bilgi ve belgelerin bilirkişiye ulaştırılması gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi bilirkişiye dava dosyasının bir kül olarak teslim edilmesi, tek başına, inceleme konusu şeylerin teslim edildiği anlamına gelmemektedir.

Bilirkişinin dava dosyası hakkında bilgi sahibi olmasının ölçüsü, kendisine tevdi edilen görev ile sınırlıdır. Bu sebeple kural olarak, bilirkişiye dosya kapsamında yer alıp da inceleme konusunu oluşturan belgelerin teslim edilmesi gerekli ve yeterlidir. Bu itibarla bilirkişinin dava dosyası hakkında bilgi sahibi olması, sadece görevini ilgilendirdiği kadarıyla olmalıdır.

Nitekim bilirkişi incelemesinin konusunu, kural olarak, sadece ibraz edilmiş olan veya ibrazı mümkün olan belgeler ve diğer şeyler oluşturabilir[22]. Burada önemli olan husus, bilirkişiye verilen görevin, dosya kapsamında mevcut belgelerin kendisine emanet edilmesini haklı göstermesidir.

Konu ceza yargılaması bakımından da bazı özellikler taşıyabilmektedir. : Mesele, özellikle bilirkişinin soruşturma ve dava dosyasını inceleme yetkisi bakımından kendisini göstermektedir. CMK m. 157 hükmü uyarınca, kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma hakkına zarar vermemek kaydıyla, soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir. Bu durum, bilirkişinin dosyayı incelemesine yahut bundan örnek almasına engel teşkil etmemektedir[23].

İhtiyaç duyulan kayıt ve belgelerin bilirkişiye temini usulü: Bilirkişinin diğer yetkileri bakımından olduğu gibi, bilirkişi henüz kendisine teslim edilmemiş bir kayıt veya belgeye ancak, hâkim kanalıyla ulaşabilir. Diğer bir söyleyişle, bilirkişi bu belgeleri doğrudan hukuk davasının taraflarından veya ceza yargılamasının ilgililerinden talep edemez.

Hukuk yargısı bakımından, HMK m. 275, f. 2 hükmü, kayıt ve belgelerin getirtilmesine ihtiyaç duyan bilirkişinin, görevlendirilmesinden itibaren bir hafta içinde kendisini görevlendiren mahkemeye bilgi vererek talepte bulunması gerekmektedir. Ancak bilirkişi, kendisinde mevcut olmayan bir belgeye görevin ileri bir aşamasında da ihtiyaç duyabilir. Nitekim, benzer içerikteki HMK m. 278, f. 4 hükmünde, uyuşmazlık konusunun incelenmesi yetkisi bakımından bir süre öngörülmüş değildir. Nitekim konuya ilişkin ne Fransız ne de İsviçre hukuklarında bu konuda herhangi bir sınırlandırma da yoktur[24]. Aynı durumun Türk hukukunda da kabulü için bir engel yoktur. Doğru olan, konunun HMK m. 278, f. 4 hükmü ile beraber düşünülmesidir.

Ceza yargısı bakımından ise, ceza yargılaması ister soruşturma ister kovuşturma aşamasında olsun, bilirkişi, ihtiyaç duyduğu kayıt ve belgelerin kendisine teminini bir süre ile sınırlı olmaksızın Cumhuriyet savcısından, hâkimden veya mahkemeden talep edebilir. Ceza yargılaması özelinde meseleye ilişkin istisnai bir durum, moleküler genetik incelemeler bakımından öngörülmektedir. CMK m. 79, f. 2 hükmü uyarınca bilirkişi incelemesinin konusunu oluşturan bulgu bilirkişiye verilirken, ilgilinin adı ve soyadı, adresi ve doğum tarihi bilirkişiye bildirilmemektedir[25].

Burada son olarak hâkim bilirkişinin ihtiyaç duyulan belgeler konusundaki değerlendirmesiyle bağlı olmayıp, hangi belgelerin ibraz edilmesi gerektiğine son kertede kendisi karar vermelidir. Nitekim aksi durumun kabulü hâkimin yargılama yetkisini bilirkişiye devri anlamına gelecektir[26].


 



[1] Bakınız: Bettex, s. 148. Ayrıca Bakınız: ve karş. Belgesay, M. R. (1951). İspat ve hüküm teorileri (3. Basım, s.82). İstanbul: Üçler, İstanbul.

[2] Bakınız: Gürelli, s. 74; Öntan, s. 123, 124; Toraman, s. 553 vd.

[3] Bakınız: Dumoulin, s. 118, 119.

[4] Bakınız: Umar, s. 779; Toraman, s. 586 vd.

[5] Bakınız: Yılmaz, Şerh, s. 1227; Toraman, s. 557.

[6] Fransız Medenî Usul Kanununun 242. maddesi, bu imkânı açıkça tanımış durumdadır. Buna göre bilirkişi, gerektiği takdirde üçüncü kişilerden yazılı veya sözlü bilgi alabilir (Bakınız: art. 242, C.pr.civ.). Ayrıca Bakınız: Fer­rand, no. 476, s. 124. İsviçre hukuku bakımından Federal Mahkeme bunu uygun bulmaktadır (JdT 1961 III 26. Zikreden Bettex, s. 163).

[7] “...Bilirkişi davacı tanığı (M)’in beyanını da dikkate alarak haftada 15 saat fazla mesai yapıldığını kabulle rapor tanzim etmiştir. Mahkeme rapora itibar ederek fazla mesai alacağına hükmetmiştir.Mahkemece davacı tanıklarının beyanları arasındaki çelişki giderilerek davacının talep ettiği fazla mesai ücreti konusunda karar verilmesi gerekirk­en, tanık beyanları arasındaki çelişki giderilmeden bir davacı tanığının beyanına itibar edilerek hazırlanan rapora göre hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...” 9. HD, 12.3.2012, 49373/8041 (LegalBank).

[8] Leclerc, no. 414, s. 321.

[9] Bakınız: ve karş. Umar, s. 770 vd.; Yılmaz, Şerh, s. 1228.

[10] Bakınız: Öntan, s. 122.

[11] Öntan, s. 123; Yıldız, s. 318.

[12] Öntan, s. 123.

[13] Öntan, s. 123.

[14] Bakınız: Toraman, s. 511; Öntan, s. 125.

[15] Bakınız: Toraman, s. 511; Öntan, s. 125.

[16] Bakınız: Umar, s. 775, 776

[17] Öntan, s. 126.

[18] Cass. Civ. 1re (Fransız Temyiz Mahkemesi, 1. HD) 13.10.1981, no. 80-12.927 (Vigneau, Vincent, “Disposi­tions propres aux expertises: exécution des opérations de l’expertise”, Droit de l’expertise. Dalloz, Paris, 2009, ss. 165 – 178, no. 244.36, s. 168’den naklen).

[19] Bakınız: Öntan, s. 127.

[20] Karş. Öntan, s. 127.

[21] Bakınız: Öntan, s. 120; Gürelli, s. 68 vd.

[22] Bohnet, François, Code de procédure civile neuchâtelois commentée. Helbing & Lichtenhahn, Bâle, 2005, s. 427.

[23] Bakınız: Öntan, s. 121.

[24] Fransız Medeni Usul Kanununun m. 243, f. 1 hükmü uyarınca, bilirkişi taraflardan veya üçüncü kişi(ler)den, tüm belgelerin kendisine iletilmesini, bir güçlük hâlinde ise hâkimden, bunun gereğini emretmesini talep edebil­mektedir (Art. 243 C. pr. civ). İsviçre hukuku bakımından Bakınız: Bettex, s. 152, 153 ; Bohnet, s. 427, no 9.

[25] Öntan, s. 122.

[26] Redon, no. 281, s. 39; Vigneau, no. 244.22, s. 166.